T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Amasya Merzifon İlçe Halk Kütüphanesi

Tarihi

MERZİFON

Şehrin adı ile ilgili iki rivayet vardır. Birincisi; MÖ. 700'lü yıllarda Merzifon'un 4 km. doğusunda bugün Marınca diye anılan köyün bulunduğu yerde bölge valisi Barsevinç, kendi ismini taşıyan bir kasaba inşa ettirmiştir. Bu kasabanın adı zamanla Marsevinç, Mersuvan ve Merzifon şeklini almıştır.

İkinci rivayete göre; M.ö.222'de bölge valisi 5. Mihridat tarafından bugünkü Merzifon'un yerinde Merzpond adında bir kale inşa ettirilmiş ve adı Merzban, Merzifon şeklinde değişmiştir. "Merz" kelimesi Farsça da "sınır "Mahal sükûn, "fon" kelimesinin de Pont'un Arapça hali olduğu, dolayısıyla "Merzifon" kelimesinin "Pond Karargâhı" anlamına geldiği açıklanmıştır.

Bu verimli topraklar kimleri ağırlamamış kimlere yurt olmamış ki. Kalkalotik çağdan başlayan höyükler (yerleşmeler) bunun en önemli kanıtıdır.

Yediler namı ile anılan gölleri bereketli toprakları ile avcılık ve tarıma uygun bu ova yaklaşık 7 bin sene önce de insanlara yurt olmuştur. Karadeniz sahiline ve orta Anadolu'ya giden yollar Merzifon'da kesişmektedir. Bu nedenle coğrafyacı ve tarihçi Strabon bu bölgeyi "Bin köy"; bölgesi olarak tanımlamıştır.

Strabon'un "Bin köy"; olarak belirttiği bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda yüzlerce höyük ve yerleşim yerinin varlığı saptanmıştır. Bu höyüklerden elde edilen seramik ve buluntulara göre Merzifon tarihinin M.Ö. 5500'lere kadar uzandığı anlaşılmıştır. Bu höyüklerde ilçemiz Ortaova köyü Onhoroz Büyük Küçük Küllük höyükleri (tepeleri) ve Hayrettin köyü höyükleri en önemli Kalkolotik eski tunç yerleşmeleridir. Merzifon bölgesinin Hitit döneminde de başkent Hattuşaş'a sınır olması nedeni ile önemli bir merkez ve yerleşim yeri olduğu görülmektedir. Bu dönemde (M.Ö. 1700-700) bölgeden iki adet tabii yol geçmektedir. Bunlar:

    Çorum-Merzifon-Havza-Kavak-samsun yolu (bugünkü kara yolunu izlemektedir.)

   Çorum-Merzifon-Havza-Vezirköprü-Oymaağaç güzergâhıdır.

Yine bu dönemde Merzifon'a bağlı Oymaağaç köyü önemli bir Hitit yerleşim birimidir.

Hitit'ler çağında Hitit ticaret yolunun güvenliği ve Kaşka saldırılarına karşı sınır karakolu niteliğinde bugünkü Merzifon şehrinin ilk çekirdeği olan bir kale inşa edilmiştir. Anadolu'da görülen Karanlık Dönemde (M.Ö.1200-700) deniz kavimlerinin göçü ile Hititlerin bu bölgede hâkimiyetleri son bulmuştur.

Karanlık çağ sonrası M.Ö. 8. yüzyılda bölgedeki Hitit kentleri üzerine yerleşen Frigler başta Merzifon kalesi (şehir merkezi) olmak üzere çevredeki diğer Hitit yerleşim yerlerini de onarımdan geçirerek kullanmışlardır. Ayrıca Oymaağaç Onhoroz Büyük ve Küçük Küllük höyükleri de Frig yerleşim izleri taşımayan höyüklerdir.

M.Ö. 600'lerde Anadolu'ya Kafkaslardan gelen Kimmer ve İskit akınlarıyla birlikte Anadolu'da Frig siyasi egemenliği son bulmuştur. Merzifon ve Gümüşhacıköy civarında İskit hâkimiyetinin çok kısa süreli de olsa varlığı bulunmaktadır. Bu döneme ait buluntular Gümüşhacıköy - İmirler köyündeki bir mezardan çıkarılmış olup Amasya müzesinde sergilenmektedir.

Frig döneminden sonra Anadolu'da ve Merzifon civarında (M.Ö .6 ve 4. Yüzyıllarda) Pers hakimiyeti görülmektedir. Anadolu’daki Pers hakimiyetine M.Ö. 333 Yılında yapılan İssos Savaşı ile son verilmiştir.

Egemen olan Amasya'yı kendilerine başkent yapan Pontos devleti kurulmuştur. Başkentin Amasya olması ile birlikte Merzifon'da önemli ticaret merkezi olmuştur. Merzifon askeri savunma ve ticaret yolu güvenliği açısından önemli bir yer tutmuştur. Yaklaşık 200 Yıllık Pontos (Mitridatlar) dönemi

M.Ö. 47'de Roma Generali Sezar ile Pontos devlet kralı II.Pharnakes arasında antik Zile (Zela) ile Amasya arasındaki Bacul köyünde yapılan savaşta Pontos askerleri yenilmiş ve Pontos devleti hakimiyeti zayıflamıştır. Bu tarihten itibaren bölgede Roma hâkimiyet dönemi başlamıştır.

Roma döneminde Pompeius ve Lukullus savaşları esnasında Pontos şehirleri tahrip olmuştur. Anadoluyu 131 yılının sonbaharında ziyaret eden imparator Hadrianus Amasya şehri ve çevresinin harap halini görmüş kentlerin imar emrini vermiştir. Özellikle anik çağda yoğun iskân görmüş Merzifon ve civarındaki Roma köylerini de ziyaret ederek bölgede eski tapınakların onarımını ayrıca yeni tapınakların da yapımı emrini vermiştir.

Bugünkü Karşıyaka (Neopolis) köyünde Zeus Stratios adına bir tapınak inşa ettirmiştir. Bu tapınağa ait sütun başlıkları ve sunak yazıtı Amasya Müzesi bahçesinde teşhir edilmektedir.

Bölgede huzur ve sükûnetin sağlanması ile ekonomik hayat yeniden canlanmış Merzifon şehrini çevreleyen şehir surları ve kalesi yeniden tamir edilmiş şehir nüfusunun artmasıyla yeni mahalleler eklenmiştir.

Yine bu dönemde Merzifon’a bağlı olan Aktarla (Nureni) Köyü de önemli bir Roma yerleşmesi olup 1994 Yılında Müze müdürlüğünce yapılan arkeolojik kazıda M.S. 3.yüzyıla ait Akroterli Bezemeli bir lahit çıkarılmıştır. Lahit müze müdürlüğünde teşhir edilmektedir.

Roma İmparatorluğu 395'te Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmış Merzifon ve civarı Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır.

Romanın bir devamı olan Bizans İmparatorluğunda eski yerleşmeler aynen devam etmiş Merzifon şehri de bu dönemde önemli bir kültür merkezi olmuştur. Bununla birlikte 8. yüzyılın başlarında Merzifon ve civarı Arab akınlarına (Emevi ) maruz kalmış şehir kısa bir süre Arap hakimiyetinde kaldıktan sonra tekrar Bizans hakimiyetine girmiştir.

Merzifon ovasına hakim olan ve bu bölgedeki ticaret yolu üzerinde yer alan Bulak Kalesi yol güvenliğini sağlamak için konulmuştur.

11. yüzyılda bölge ile birlikte Merzifon da Danişmentlerin hakimiyetine girmiştir. Şehrin İslam hakimiyetine girmesiyle şehirdeki Bizans eserlerinin bir kısmının cami ve medreseye dönüştürüldüğü bilinmektedir.

12. yüzyılda Selçuklu egemenliğine (II. Kılıç Arslan zamanı) giren Merzifon şehri Anadolu'nun İlhanlılar hakimiyetine girmesiyle birlikte 14. Yüzyılda İlhanlı hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde Merzifon ve havalisine yönetici olarak Moğol kökenli valiler tayin edilmiştir. İlhanlı Hükümdarı Ebu Sait Bahadırhan bu bölgenin idaresini Moğol Beyi Emir Çobanoğlu Demirtaş'a vermiştir. İlhanlı yönetiminden sonra bölge Eratna Beyliği hakimiyetime girmiştir (1335 - 1341). Eratna Beyi Şadgeldi Paşa Amasya ve Merzifon civarını da idaresi altına almış daha sonra Şadgeldi Paşa'nın oğlu Emir Ahmet ile Kadı Burhaneddin arsında bir dizi savaşlarda sürekli el değişmiştir.

1353-1396 tarihleri arsında Merzifon ve civarı Türkmen Beylerinden Taşanoğullarının hakimiyetinde kalmıştır. Taşanoğulları Hasan ve Ali Bey zamanında 1393 yılında Yıldırım Beyazid'in Amasya'yı işgal etmesiyle birlikte yaklaşık 3 yıl süren mücadele sonucunda Merzifon bölgesi de Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Osmanlı döneminde Sivas eyaletine bağlı Amasya Sancağının kazası olan Merzifon önemli bir kültür merkezi olmaya devam etmiştir. 1402 yılında Yıldırım Beyazid ile Timur arasındaki savaşta dağılan Osmanlı birliğini Amasya şehzadesi çelebi Sultan Mehmet yeniden sağlayarak Osmanlı tahtına çıkmıştır. Bölgede sükûnetin sağlanması ile Merzifon şehri de eski önemine kavuşmuştur. Osmanlı hâkimiyetine giren şehir Kurtuluş Savaşına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.

I. Dünya Savaşından sonra Merzifon 15 Mart 1919'da İngilizler tarafından işgal edildi. İşgal altındaki Merzifon'da 16 Haziran 1919'da büyük bir miting düzenleyerek İzmir'in işgali protesto edildi. O sırada Amasya'da bulunan Mustafa Kemal Paşa mitingi bir telgrafla İstanbul'daki Harbiye Nezareti'ne bildirdi. Merzifonluların işgal boyunca sürdürdükleri şuurlu tepki sonucu İngilizler 27 Eylül 1919'da Merzifon'u terk ettiler.

ANTİK ÇAĞDA MERZİFON

Merzifon bölgesindeki ilk yerleşmelerin M.Ö 5500’e kadar indiği bilinmektedir. Buluntular Kalkolitik ve Tunç Çağı yerleşimlerine işaret etmektedir.

Merzifon yöresinde yapılan arkeolojik araştırmalar çok sayıda höyük ve yerleşim alanının olduğunu göstermiştir. Bu höyüklerden elde edilen buluntulara göre Merzifon bölgesindeki ilk yerleşimin 7000 yıl öncesine kadar indiği anlaşılmaktadır. Bunlardan Ortaova Köyü Onhoroz höyüğü, Büyük Küllük, Küçük Küllük höyükleri ve Hayrettin Köyü höyüklerindeki buluntular Kalkolitik ve Tunç Çağı yerleşim-lerine işaret etmektedir.

Karadeniz sahiline ve Orta Anadolu’ya giden yollar Merzifon’da kesişmektedir. Bu nedenle coğ- rafyacı ve tarihçi Strabon bu bölgeyi “Bin Köy” olarak tanımlamıştır. Strabon’un “Bin Köy” olarak belirttiği bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda yüzlerce höyük ve yerleşim yerinin varlığı saptanmıştır. Son yıllarda bölgede yapılan yüzey araştırmaları ışığında bulunan arkeolojik yerleşmelerin bazıları şunlardır:

Oymaağaç, Karatepe, Büyük Küllük, Küçük Küllük, Onhoroz, Alacapınar, Dericik, Aliağa Pınarı, Civek Tepe, Elma Tepesi, Körceviz, Kızkayası, Akaya, Küçük Tepe.

Hititlerin başkenti Hattuşaş’a sınır olması nedeniyle de yörenin önemli bir merkez ve ticaret yeri olduğu görülmektedir. Bu dönemde (M.Ö.1700 - 700) bölgeden iki adet tabii yol geçmektedir. Bunlar; 1- Çorum- Merzifon-Havza-Kavak-Samsun yolu; 

2-Çorum-Oymaağaç-Merzifon-Havza-Vezirköprü yollardır. Günümüzdeki yollar da bu antik yolları izlemektedir.

Hititlerin yıkılışından sonra MÖ. III. yüzyılda Frigler, Hitit kentleri üzerine yerleşmiş, onları onararak kullanmışlardır. M.Ö 650 yılında Lidyalılar, Frigler’i yenince Amasya bölgesi Lidya hâkimiyetine girdiyse de bu çok uzun süreli olmadı. M.Ö 600’ler- de Anadolu’ya Kafkaslardan gelen Kimmer ve İskitler ‘de Frig egemenliğinin sona ermesinde önemli bir rol oynamışlardır. Bu dönemde Merzifon ve Gümüşhacıköy civarında çok kısa süreli İskit hâkimiyeti yaşanmıştır. Bu döneme ait buluntular Gümüşhacıköy/İmirler köyündeki bir mezardan çıkarılmış olup, Amasya müzesinde sergilenmektedir.

Amasyalı coğrafyacı Strabon, Samsun-Amasya toprakları arasında Phazemon denilen bölgenin merkezini teşkil eden bir köy olduğunu ifade eder. Strabon Roma komutanlarından Pompei’nin, Mitridat’a karşı açtığı savaşta Pont zaferini kazandıktan sonra bu bölgede yaptığı gezide (M.Ö 64) Fazemon denilen latif ve engebeli bir ovadan geçtiğini ve bu ovanın merkezi olan Phazemonitid kö- yüne uğradığını söyler ki, buranın Merzifon olması kuvvetli ihtimaldir.

Strabon’un bin köy olarak belirttiği Merzifon ovasında yapılan arkeolojik araştırmalarda yüzlerce höyük ve yerleşim yeri saptanmıştır. 1897, 1994, 95-96-99 ve 2000 yıllarında bölgede ekibiyle çalışmalar yapan Prof. Dr. Mehmet Özsait tespit ettiği höyük ve yerleşim yerlerinde büyük tahribatlar olduğunu belirterek; bölgenin en erken maddi kültür belgelerini veren yerleşmelerin çok zaman kaybetmeden sistematik olarak kazılmasının bölge kültür tarihinin aydınlatılmasına önemli ölçüde katkıda bulunacağını ifade etmektedir.

27 yıl  Merzifon’da  yaşayan  Amerikan  Koleji Müdürü Georgie White’de hatıralarında “Kolej alanında ve etrafında bir arkeolojik bilgi hazinesi yatıyordu. Etrafta her yönde birkaç millik at binimi mesafede tamamen veya kısmen yıkılmış kaleler vardı. Bir keresinde bir köyden geçerken muhteşem bir Hitit aslanı, Roma yol taşları, Bizans-Grek-Hristiyan mezar taşları bulmuştuk. Eski şehir ve kalelerin etrafında, eski kümbetlerde saklı tapınaklarda benzeri yerlerde bol bulunan boyalı çanak çömleği toplayıp karşılaştırmayı adet haline getirdik” diyerek Merzifon’un arkeolojik zenginliğini anlatmaktadır. Hatta Amerikan Koleji bünyesinde yedi bin parça esere sahip olan bir tabiat ve arkeoloji müzesi kurulmuştur.

MÖ. VI.-IV. yüzyıllarda yörede Pers hâkimiyeti yaşanmıştır. M.Ö 585’te Pers-Lidya savaşı sonunda yapılan antlaşmayla Amasya ile birlikte Merzifon’da Perslerin eline geçti ise de Merzifon’un tam olarak Pers İmparatorluğunun hâkimiyeti  altına girmesi M.Ö 533 yılına rastlar. Persler yönetimleri altına aldıkları bölgeleri satraplıklara ayırdıkları için Amasya 19. satraplığın merkezi olmuş ve Pont Sat- raplığı olarak adlandırılmıştır. Bu durum İskender’in MÖ.333 yılında yaptığı İssos Savaşı ile son bulmuş- tur. Daha sonra burada kurulan Pont Devletinin başkenti Amasya olduğundan dolayı Merzifon da, askeri savunma ve ticaret yolunun güvenliği açısın- dan önem kazanmıştır.

Yaklaşık 200 Yıllık Pont dönemi, M.Ö. 47’de Roma Generali Sezar ile Pont Kralı II.Pharnakes arasında, antik Zile ile Amasya arasındaki Bacul Köyü’nde yapılan savaşta Pontluların yenilmesi üzerine hakimiyetleri azalmış ve bunu Roma egemenliği izlemiştir.

Roma döneminde, Pompeius ve Lukullus savaşları esnasında Pont şehirleri büyük zarar görmüştür. Anadolu’ya MS. 131 yılında gelen İmparator Hadrianus, Amasya şehri ve çevresinin harap halini görmüş ve kentlerin onarılmasını istemiştir. Bunun sonucu olarak da yöre Antik Çağ’da yenilenmiş ve iskân edilmiştir. Ayrıca bölgedeki eski mabetlerin onarımı yapılmış ve onlara yenileri eklenmiştir.

Neapolis’te (bugünkü Karşıyaka Köyü) Zeus Stratios adına bir mabet yapılmıştır. Bu mabedin sütun başlıkları ve sunak yazıtı Amasya Müzesi bahçesinde teşhir edilmektedir. Merzifon’a bağlı olan Aktarla (Nureni) Köyü de önemli bir Roma yerleşmesi olup 1994 Yılında Amasya Müze Müdürlüğü’nce yapılan arkeolojik kazıda MS. III. yüzyıla ait akroterli, bezemeli bir lahit çıkarılmış ve halen müzede teşhir edilmektedir.

Roma İmparatorluğu’nun 395’te Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra, Merzifon ve civarı Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu döneminde de eski yerleşmeler aynen devam etmiş, Merzifon şehri de bu dönemde bir kültür ve ticaret merkezi olarak önemini korumaya devam etmiştir.

Bizans döneminde Amasya ve Merzifon bir süre Hunların uğrak yeri olmuştur. Hunlar 395–396 yıllarında Kafkasya’dan Bizans topraklarına girerek İç Anadolu Bölgesi’ni, Ankara’ya kadar olan yerleri baskı altında tuttular. Ancak bu durum Anadolu’nun Türkleşmesine herhangi bir katkı sağlamadı.

VIII. yüzyılın başlarında Merzifon ve civarı Arap akınlarına uğramışsa da, Arap egemenliği çok kısa sürmüştür. Bu dönemde Bulak Kalesi, yol güvenliğini sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Bizanslılar yöreyi yeniden ele geçirmişlerdir. Arap akınları sırasında Merzifon halkının İslamiyet’i kabul ettiğine dair rivayetler vardır.

MERZİFON’UN TÜRK HÂKİMİYETİNE GİRİŞİ

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Artuk Bey’in Orta Anadolu’yu ele geçirerek Yeşilırmak ve Kızılırmak dolaylarında Türk hâkimiyetini kurması ile Merzifon da Selçuklu hâkimiyetine girmiş oldu. Fakat Alparslan’ın 1072’de ölmesi üzerine Artuk Bey’in merkeze geri çağrılmasından istifade eden Bizanslılar Merzifon ve çevresini tekrar hâkimiyetleri altına aldılar.

Alparslan’ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Sultan Melikşah Anadolu’nun fethi için komutanlarından Danişmentoğlu Gümüştekin Ahmet Gazi’yi görevlendirmişti. Ahmet Gazi Anadolu’ya gelerek önce Sivas ve çevresini ele geçirerek Danişmetoğulları beyliğini kurdu. Bu dönemde Merzifon da Danişmentlilerin hâkimiyetine girdi.

XI.yüzyılda bölge ile birlikte Merzifon’u da Türk hâkimiyetine sokan Gümüştekin Ahmet Gazi bölgeyi Türkleştirmek için Horasan ve Orta Asya’dan göç eden Türkmenleri bu bölgeye yerleştirdi.

Danişmentli Beyler on binlerce kalifiye işgücünü aileleriyle birlikte kendi bölgeleri olan Amasya ve Merzifon dolaylarına yerleştirmişlerdir. Hatta getirdikleri bu kalifiye elemanlara köyler, evler, tarım araçları ve tohumluk dağıtarak birkaç yıllık süreler için vergiden muaf tutmuşlardır. Bu durum Merzifon’daki ticari hayatı doğrudan  etkilemiş  ve çok ciddi bir ekonomik ilerlemeye yol açmıştır. Danişmentoğullarından Sihamüddevle lakaplı Hüseyin Gazi uzun süre Merzifon’un yakınlarındaki bir bölgede ikamet etti. Hüseyin Gazi’nin kaldığı yer Sihamüddevle Köyü/Mahallesi olarak anılır ve Osmanlı dönemine ait tahrir kayıtlarında Samadola, 1642 tarihli avârız defterinde Sehmüddevle şeklinde geçer. Bu köy günümüzde şehrin bir mahallesini oluşturur. Samadolu Köyü/Mahallesi olarak adlandırılan bu mahallenin adı yakın zamanlarda Buğdaylı olarak değiştirilmiştir.

Haçlı Seferleri’nin başlamasıyla Anadolu’ya giren Haçlı ordularının bir bölümü I. Haçlı Seferi es- nasında Merzifon’a kadar ilerlemişti. O dönemde Merzifon hâkimi olan Ahmet Gazi’nin oğlu İsmail, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan ile işbirliği ya- parak bugünkü Suluova (Yedikır) civarında yapılan savaşta Haçlı ordusuna ağır bir darbe vurdu. (5 Ağustos 1101)

Danişmentliler döneminde şehirdeki Bizans eserlerinin bir kısmının cami ve medreseye dönüştürüldüğü  bilinmektedir.

XII.yüzyılda II. Kılıç Arslan Danişmentliler Beyliğini ortadan kaldırınca Merzifon da Türkiye Sel- çuklularının hâkimiyetine girdi.

Türkiye Selçukluları döneminde Merzifon canlı bir kültür ve ticaret merkezi olmaya devam etti. Bu dönemde yapılan eserlerden ne yazık ki günümüze kadar ulaşan olmamıştır.

1243 yılında Türkiye Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kösedağ Savaşı’nda Moğollara yenilince Anadolu her alanda İlhanlıların kontrolüne girmişti. Bu dönemde, Merzifon ve havalisine yönetici olarak, Moğol kökenli valiler tayin edilmiştir. İlhanlı Hükümdarı Ebu Sait Bahadır han bu bölgenin idaresini, Moğol Beyi Emir Çobanoğlu Demirtaş’a vermiştir. Günümüzde Merzifon’un köyleri arasında yer alan Alıcık, ismini Moğol beylerinden Alıcık Noyan’dan almaktadır.

Anadolu Selçukluları Moğol Dönemi’nin meş- hur veziri Muiniddin Pervane Süleyman tarafından 1264-65 yıllarında Merzifon’a Ulu Camii adı verilen bir eser kazandırılmış olup ne yazık ki bu cami 1904 yılında çıkan bir yangında yok olmuştur.

İlhanlı Hükümdarı Ebû Sait Bahadır Han’ın ölümünden sonra doğan otorite boşluğu ile başlayan iç mücadeleler sonrasında bölgeyle birlikte Merzifon da Eratna Devleti’nin hâkimiyeti altına girmiştir. Eratna Beyi Şadgeldi Paşa Amasya ve Merzifon civarını da idaresi altına almış, daha sonra şehir Şadgeldi Paşa’nın oğlu Emir Ahmet, Candaroğlu Kötürüm Bayezid ve Kadı Burhaneddin arasındaki savaşlarda kimi zaman yağmalanmış ve sürekli el değiştirmiştir.

1353–1398 tarihleri arasında Merzifon ve Havza Türkmen Beylerinden Taşanoğullarının hâkimiyetinde kalmıştır. Taşanoğulları Danişmentlilerle birlikte Anadolu’ya gelen bir Türkmen boyudur.

1393 yılında Yıldırım Bâyezid’in Kadı Burhanettin’i yenip Amasya’yı ele geçirmesiyle birlikte, Taşanoğulları Hasan ve Ali Bey Osmanlı hâkimiyetini kabul etmişlerdir.

Fetret Devri'nden sonra Çelebi Mehmet döne- mi Merzifon için önemli bir atılım devresi olmuştur. Günümüzde de Merzifon’un en güzide eserlerinden sayılan Sultaniye Medresesi, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmış ve Merzifon’un bir kültür merkezi olma özelliği artarak devam etmiştir. Yine bu dönemde Çelebi Mehmet’in annesi adına Devlet Ha- tun zaviyesi tesis edilmiştir. Bu yüzden kaynaklar- da Merzifonluların Çelebi Mehmet’i ve annesini çok sevdikleri ve hayırla yâd ettikleri ifade edilmektedir.

II. Murat döneminde de Merzifon’a eserler kazandırılmış ve bölgedeki önemi artarak devam etmiştir. Medrese önü Camii bu dönem eserlerindendir.

Fatih Sultan Mehmet Han adına da Merzifon’a bir hamam inşa edilmiştir. Günümüzde faaliyetini sürdüren bu hamam Çifte Hamam olarak bilinir.

1515 tarihini taşıyan bir tahrir defterine göre Merzifon’da 28 Müslüman, 4 gayrimüslim olmak üzere 32 mahallenin mevcut olması, yine aynı yüz- yıla ait bir başka kaynakta mahalle sayısının 37’e çıkması, o döneme göre şehirleşmenin yüksek bir seviyede olduğunu göstermektedir. Merzifon’da şehirleşmenin yüksek oluşu, ticaret yolları üzerinde olmasından kaynaklandığı gibi, bağcılık, boza üreti- mi ve dokumacılığa bağlı olarak kurulan sanayi te- sislerinden de kaynaklanmaktadır.

XVI. yüzyıl başlarında Merzifon’a bağlı sadece sekiz köy bulunuyordu. XVII. Yüzyılda Amasya’nın kuzey bölgesine  düşen  Argoma  nahiyesinin  bazı köylerinin  ayrı  bir  nahiye  teşkiliyle  Merzifonâbad adıyla yeni bir kaza merkezi teşkil edilmiştir. Bulak Köyü merkezi etrafında şekillenen bu Merzifonâbad kazası 1880’de ortadan kaldırılmıştır. Köylerinin bir kısmı Merzifon’a, bir kısmı da Gümüş’e bağlanmıştır. Erzurum’dan İstanbul’a dönerken Merzifon’a uğramış olan Evliya Çelebi(1647) ise biraz abartılı da olsa mahalle sayısını 44, ev sayısını 4000 ve dükkân sayısını da 600 olarak belirtir. Evliya Çelebi Merzifon’da pamuklu dokuma ve boya sanayinin çok ilerlemiş olduğunu, özellikle kırmızı ve mavi bez dokuyan üç bine yakın dokuma tezgâhının bulunduğunu da ifade eder. Dokumacılık sektörü Osmanlı döneminde olduğu gibi, Cumhuriyetin ilk yıllarında da Merzifon’un ekonomik zenginliğine kaynaklık etmiştir.

Görüldüğü gibi Merzifon, tarih boyunca ticari ve kültürel açıdan önemli bir merkez olmuştur. Kara Mustafa Paşa’nın yaptırdığı eserlerle de çok daha ileri derecede bir ilerleme sağlanmış ve Anadolu’nun sayılı şehirlerinden birisi haline dönüşmüştür. Kara Mustafa Paşa’nın vakıf eserleri, şehri yeni ve farklı bir dengeye kavuşturmuştur.

 Merzifon’un eski dönem dokusu içinde yer alan ve şehre hâkim olan elemanı, Medreseönü Camii ve Taceddin Paşa Camii iken daha sonraki dönemde bu rolü Paşa Camii yüklenmiştir. Paşa Cami'nin çevresinde külliyeyi meydana getirmek maksadıyla inşa edilen Bedesten ve Taşhan arasında birbiri üzerine sıkışarak organik bir bütün oluşturan dar sokak aralarında ortaya çıkan çarşılar şehrin, ticari ve sosyal merkezi konumuna gelmiştir. Bu durum Cumhuriyet Dönemi'ne kadar sürmüştür.

Tarih boyunca önemli bir ticaret ve kültür merkezi olma özelliğini, Kara Mustafa Paşa dönemin- de (17 yy.) yapılan atılımla zirveye ulaştıran ve bir kaza merkezi olmasına rağmen Anadolu’daki birçok eyalet merkezi ile boy ölçüşebilecek duruma gelen Merzifon sonraki yüzyıllarda da bu özelliğini sürdürebilmiştir.

Merzifon’un ulaşım bakımından sahip olduğu üstünlükler ve genel nüfus içerisinde hiç de azım- sanamayacak kadar bir yer edinen gayrimüslim nüfus, misyonerlerin de ilgisini çekmiş olacak ki, XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren Merzifon’da misyonerler tarafından kurulmuş olan birçok kurum or-taya çıkmıştır.

Amerikalı ve Fransız misyonerler açtıkları eğitim ve sağlık kurumlarıyla Merzifon’un sosyal ve kül- türel hayatında önemli etkiler meydana getirmişlerdir. Anadolu’da ilk baskı makinesinin, ilk traktörün ve telgrafın, ilk kalorifer tesisatı, ilk asansör sistemi gibi teknolojik yeniliklerin misyonerler tarafından Merzifon’a getirilmesi elbette Merzifon’daki kültürel ve ekonomik hayatın canlanmasında önemli katkılar sağlamıştır.

Bu durum bir yandan Merzifon’da teknik ve kültürel anlamda ilerlemeye katkı sağladığı gibi azınlıklar üzerinde de ayrılıkçı hareketlerin gelişmesine sebep olmuştur. Bunun sonucunda 1892–

93 yıllarında I. Merzifon Ermeni Ayaklanması, 1895 yılında da  II.  Ermeni  Ayaklanması  çıkmıştır.

Yine Amerikan misyonerlerinin çalışmaları sonu- cunda Merzifon’un Rum tebaası arasında Pontusculuk fikirleri yaygınlaşmıştır.

Ticaret merkezlerinin kesişme noktasında bulunan Merzifon kültürler arası etkileşiminde yaşandığı merkez olmuştur. Amerikan Koleji 1865 yılında kurulmuş, bunu 1900 yılında kurulan Fransız Mektebi izlemiştir. Üç faal kütüphanenin hizmet vermesi, İttihat ve Terakki Kulübü'nün etkinlikleri (başta Büyük Mektep diye de anılan İstiklal İdadi Mektebi), Numune Rüştiyesi ve Ermeni İdadisinin varlığı o zamanlar Merzifon’da dört gazete çıkmasında etkili olmuştur.

XX. yüzyılın başlarında Merzifon 35.000 civarındaki nüfusu, üç halk kütüphanesi, Amerikan Koleji, Fransız Koleji, Müslüman ve gayrimüslimlere ait eğitim kurumlarıyla ciddi bir kültür merkezi görünümündeydi. Bu kültürel zenginlik Cumhuriyet döneminde de sürmüştür

Ekonomik açıdan da sahip olduğu dokuma tezgâhları ve boyama tesisleri sayesinde tekstil sektörünün ülke çapındaki önemli merkezlerinden birisi durumundaydı.

Ermeni isyanları sonrasında ortaya çıkan istikrarsızlık, I. Dünya Savaşının getirdiği maddi manevi yıkımla birleşince, bütün Osmanlı ülkesinde olduğu gibi Merzifon’da da ekonomik ve kültürel açıdan çok olumsuz sonuçlar meydana geldi. Ancak bu olumsuzluklar, tarih boyunca elde edilmiş olan ekonomik ve kültürel kazanımlar sayesinde atlatılmıştır.

Merzifon Cumhuriyet Dönemi'nde de gelişme- sini sürdürmüştür. İç kesimleri Karadeniz’e, İstanbul ve Ankara’ya bağlayan yolların kavşağında yer alması önemini arttırmış, verimli ovanın tarım ürünlerinin pazaryeri olması yanında, küçük imalat sanayi de gelişmiştir.

1930 yılında Merzifon’a eğitimci olarak gelen şair, yazar Vehbi Cem Aşkun, bir eserinde, Sivas’ta elektrik ve sinema olmadığı o dönemde, Merzifon’da elektrik ve iki adet sinema olduğunu belirtmektedir. Yine 1935, 1945, 1950 ve 1955 yıllarında yapılan sayım sonuçlarına göre nüfusunun bağlı olduğu ilin merkezini geçmesi, 1930’lı yılların sonunda Merzifon’da 8 adet eğitim uçağının bulunuyor olması,  şehrin Anadolu’daki konumunu  belirtmesi açısından önemli bir gösterge sayılabilir. Ancak 1960’lardan sonra aynı gelişme hızını gösterememiştir. Nüfus, sermaye ve şehirleşme açısından bir gerileme dahi yaşandığı söylenebilir.

1987 yılında Organize Sanayi Bölgesi girişiminin başlatılması yeni bir atılım dönemi sayılabilir. Kısa sürede sahip olunan coğrafi avantajların da etkisiyle Organize Sanayi Bölgesi gelişerek Merzifon, bölgesinde önemli bir konuma ulaşmıştır.

LAHANACILAR-BAMYACILAR
Yıldırım Bayezid 1402 yılında Ankara Savaşı’n-da Timur karşısında ağır bir yenilgi alıp esir düşünce oğulları arasında on bir yıl sürecek taht kavgaları yüzünden Osmanlı Devleti'nde Fetret Devri adı verilen bir karışıklık dönemi yaşanır.

Bu dönemde Çelebi Mehmet Amasya’yı kendisine merkez olarak seçmiştir. Merzifon’a karşı da büyük ilgisi olan Çelebi Mehmet bilindiği gibi bu şehre Sultaniye Medresesi ve annesi Devlet Hatun adına bir zaviye yaptırmıştır. Ayrıca bazı kaynaklarda Çelebi Mehmet’in yazlık bir saray yaptırarak yazları Merzifon’da kaldığı ifade edilmektedir.

Çelebi Mehmet bu dönemde hem eğlence hem de savaşa hazırlık için cündi adı verilen Amasyalı askerleri ile Merzifon ve Gümüş’ten seçtiği as- kerleri arasında Yedikır bölgesinde cirit oyunları oy- natırmış. Amasya’nın bamyası çok meşhur olduğu için Amasyalı cündilere "Haydi Bre Bamyacılar!" diye tezahürat yapar, Merzifon’un ise halk arasında kelem diye tabir edilen beyaz lahanası meşhur olduğu için, Merzifonlu cündileri ise "Haydi bre Lahanacılar!" diye gayrete getirirmiş.

Bu adet sonraki yıllarda saraya taşınarak gelenek haline gelmiştir. Lahanacılar ve Bamyacılar saray bahçesinde bazen de halka açık meydanlarda cirit dışında güreş, okçuluk, mızrak, top ve labut atma ve maket kaleleri kuşatma gibi yarışlar da yaparlardı.

İstanbul’un fethinden sonra Lahanacılar ve Bamyacılar itibarlı birer  takım  olarak  varlıklarını ve mücadelelerini devam  ettirdiler.  Padişahlar da zaman zaman bu müsabakalara  iştirak  ederdi. Çoğunlukla sarayda yapılan karşılaşmalar, özel günlerde halk huzurunda da yapılır ve "Lahanaya kuvvet bamyaya lezzet!" tezahüratları yankılanırdı.

Lahanacılar, yeşil pantolon, yeşil gömlek, yeşil bayrak; Bamyacılar ise kırmızı pantolon, kırmızı gömlek,  kırmızı bayrak taşırlardı.  Cirit oyunları yaklaşık 20-21 kişiyle olurdu. Enderun’da bulunan Lahanacılar’ın, Bamyacılar’ın yarışmaları hem kalite olarak üst düzeyde hem de biraz daha profesyonelce olmaktaydı. Çünkü onlar o yarışmalarda kendilerini gösterdiği ölçüde daha üst makamlara çıkabilirlerdi.

Padişahlar da bazen bu iki takımdan birinin fanatiği olurlardı. Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayun Kapısı’ndan sağa inen yol üzerinde, biri bamya diğeri ise lahana motifleriyle süslü iki dikili taş göze çarpıyor. Padişah III. Selim, 1790’da sporculardan birinin 434 adımdan tüfekle bir yumurtayı vurması üzerine anıtı diktirdi, üzerine de bir lahana figürü koydurdu. Bamya Anıtı’nı ise II. Mahmut, Bamyacılar Ocağı’nın anısına 1811’te yaptırdı. Anıt yapıldığında üstünde bir bamya figürü vardı, fakat şu an mevcut değildir

2. Mahmut Bamya taraftarıydı. 3. Selim ise İlhâmî mahlasıyla yazdığı şiirlerde Lahana aşkından bahsetmiştir:

          Bamya gibi dizilmez yüzbini bir rişteye

          Sanki arslandır ki gerdûneyle gezer lâhana

          Onsuz olmazmış bilindi hiçbir zevk ü sürûr

         Sohbet-i helvâ olur mu olmasa ger lâhana

         Yazsa İlhâmî sezadırher ne denli medhini
         Lâhanacım, lâhanacım, lâhanacım, lâhana

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla, Lahanacılar ve Bamyacılar arasındaki müsabakalar yasaklandı. Uğruna şiirler yazılan, anıtlar dikilen derbi, zamanla halkın ortak hafızasından silindi ancak İstanbul’un hala birçok semtinde lahana ve bamya motifli anıtlara rast gelmek ihtimal dâhilindedir.


KAYNAKÇA

*Darkot Besim, İslam Ansiklopedisi,VII,

*Erer Sermet Merzifon’un Monoğrafyası, İst. 1980

*Merzifon Guide 2000, İzmir 2000

*Taşan Aziz, Dünden Bugüne Merzifon, İst. 1979,

*Özsait Mehmet, 1999-2000 Yılı Amasya-Merzifon Yüzey Araştırması T.C Kültür Bakanlığı 19. Araştırma Sonuçları Ayrı basım Ank 2002

*George E. White, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları, Tercüme Cem Tarık Yüksel, İst. 1995

*Taşan Berin, Kırk Yıldır Aldatılan İlçe, Bedesten Kültür ve Sanat Edebiyat Dergisi sayı 13 Merzifon 2002

* Selim Pullu M.Ö Birinci Bin yılda Orta Karadeniz Bölgesi ile Batı Anadolu Frig Merkezleri Arasındaki Ticari İlişkiler- Geçmişten Günümüze Merzifon)

*Tek Parti Dönemi Merzifon’da Siyasi Ve Sosyo-Kültürel Yaşam (Yrd. Doç. Dr. Serap Taşdemir)

*Türkler-Editörler- Hasan Celal Güzel, Prof. Dr. Kemal Çiçek,Prof. Dr. Salim Koca- Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi

*TDV. İslam Ansiklopedisi-Merzifon maddesi

*Alan Gülbadi- Amerikan Board’ın Merzifon’daki Faaliyetleri ve Anadolu Koleji-TTK Yayını 2008

*Bogos Piranyan- Aşçının Kitabı Aras Yayıncılık 2008

*Vehbi Cem Aşkun- Kurtulan Merzifon -Balıkesir-

*Reyhan Dergisi Sayı 1 2008

*Merzifon Gezi Rehberi- Reyhander Yayınları Merzifon 2008

*İslam Ansiklopedisi MEB- muhtelif maddeler

*Tuzcu Ali- Merzifon’da Ermeni Ayaklanmaları, Belleten. C.LVII, S.220, Türk Tarih Kurumu, Ankara, Aralık 1993,

*Polat İlknur, Osmanlı İmparatorluğu’nda Açılan Amerikan Okulları Üzerine Bir İnceleme, Belleten, C. LU, s.203, Ağustos 1988, Türk Tarih Kurumu Yayınları,

*Tuzcu Ali -İlkçağlardan Günümüze Seyahatnamelerde Amasya -Amasya Belediyesi Yayınları

*Türkler-Editörler- Hasan Celal Güzel, Prof. Dr. Kemal Çiçek, Prof. Dr. Salim Koca- Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi

*TDV. İslam Ansiklopedisi-Merzifon maddesi

*Tuğlacı Pars, Osmanlı Şehirleri, İst. 1985.

*Taşan Aziz. Dünden Bugüne Merzifon İst. 1979

*Rasim Ahmet Osmanlı Tarihi

*And Metin; Eski Türk Sporları, Skylife Dergisi, Ocak 2004.

*Sakaoğlu Necdet; Tarihi, Mekanları, Kitabeleri ve Anıları ile Saray-ı Hüma- yun Topkapı Sarayı, İstanbul 2002 Aralık, s. 50